Ana içeriğe atla

FRC - First Robotics Competition

Öncelikle merhaba,


Umarım bu karantina döneminde kurallara uyup ailenizle beraber sağlığınızı koruyorsunuzdur. Bugün sizlere yaklaşık bir yıldır içinde bulunduğum ve onunla ilgili bir şey yaparken çok zevk aldığım bir yarışmadan bahsedeceğim. Aslında benim için yarışma olmaktan çok bana hayallerimi gerçekleştirmemi sağlayan bir organizasyondur FRC. 

Amerikan bazlı olan FIRST, çocuklara ve gençlere bilimi ve teknolojiyi sevdirmeyi ve onları hayatlarının bir parçası yapmayı hedefler diyebiliriz. Başlıktan da anlaşıldığı üzere bir robotik yarışmasıdır. Ancak diğer robotik yarışmaları gibi düşünmeyin bunu. Evet ortaya bir robot çıkacak ve yarışacak ancak bu robotu yapmanız için bir bütçe oluşturmanız ve sponsorluk görüşmeleri yapmanız lazım. Sosyal medyada aktif olmanız ve yarışmanın en prestijli ödülü olan Chariman's Award ve rookie yani çaylak takımları Dünya Şampiyonasına götüren Rookie All Star ödülünü almak için sosyal projeler yapmalısınız. Tabii ki de burada amacınız sadece ödül almak değil sizden küçüklere hatta büyüklere neler yapabileceğinizi gösterip örnek olmalı ve bilim, teknolojiyi elinizden geldiği kadar yaymalısınız. Kısaca PR (Halkla İlişkiler) dediğimiz bölüm de en az robot yapmak kadar önemli. Bu yüzden sadece mühendisliği sevenler değil ekonomiyi seven bile bu yarışmaya katılabilir. Ayrıca robotu direk siz tasarlıyor, çiziyor, yapıyor ve programlıyorsunuz.

Aslında bir takım oluşturduğunuzda bir şirket mantığıyla hareket ediyorsunuz. Bu da FRC'nin biz gençleri gelecekteki iş hayatımıza hazırladığına güzel bir örnek. Bu sene ABD'de takımımla beraber yarıştığım için yabancıların robotlarını ve takımlarını görme şansım oldu. Cidden çok sistemli bir şekilde çalışıyorlar ve hedeflerini çok iyi belirliyorlar. Örneğin robotunun çok iyi olduğunu bilen(Bunu bilmesi için scoutluk dediğimiz bir görev var. Bu görevde her maçtaki ve takımların robotlarının özellikleri ve performansı kayıt altına alınır. Daha sonra ittifak seçiminde buna bakılarak ittifak oluşturma hakkı olan takımlar ittifaklarını oluştururlar.) takımlar Chairman ödülüne çok odaklanmaktansa robotlarına odaklanıyorlar. Tabii ki sosyal projelerini de yapmamazlıktan gelmiyorlar. Ancak Türkiye'de her iki tarafa da takımların yönelmesi gerekiyor.

Türkiye'deki takımları eleştirmiyorum. Çünkü neredeyse her Türk takım robot ile projeler arasındaki dengeyi sağlıyor ve çok başarılı oluyorlar. Özellikle de meslek liselerinin takımları cidden robot performansı açısından çok başarılı oluyorlar. Ama ne yazık ki hem ekonomik kriz olsun hem dolar kurundaki yükselme olsun takımlar yeterli sponsor bulamıyor ve özellikle ABD'deki robotlar kadar kaliteli robotlar yapamıyorlar. Dediğim gibi bu ne bilgisizlikten ne de yeteneksizlikten kaynaklı sadece tek sorun finansman. Fikret Yüksel Vakfı, belediyelerin bazıları ve şirketler destek oluyorlar ancak yine de yetmiyor. Sizlere bunu şöyle açıklayayım : Limelight 2 dediğimiz robotta görüntü işleme için kullandığımız bir kamera var. Bunun değeri 400 dolar. Aynı şekilde Roborio dediğimiz kısaca robotun beyni de yaklaşık 400 dolar. Amerika'da sahada duran 6 robottan 5'inde(40 küsur takım vardı.) Limelight varken Türkiye'de tam emin olmamakla beraber en fazla 5 takımda Limelight vardır. Siz benim ne demek istediğimi anladınız. Ancak bütün bunlara rağmen Türk takımları gerek yurt dışındaki yarışmalarda gerek Dünya Şampiyonasında çok iyi iş başarıyor ve Türkiye'yi gururlandırıyorlar.

Son söz olarak, eğer bu yazıyı okuduktan sonra :"Vay be ! Ben de mi katılsam?" dediyseniz durmayın bir takım bulun ya da kurun ve katılın. Cidden pişman olmayacaksınız!!

Sağlıklıca kalın,

Sertaç Bahadır Afşari

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İstanbul'u Dinliyorum (Orhan Veli Kanık) Şiirinin Eleştirisi

  İstanbul için yazılmış olan ve herkesin hayatında illa ki bir kere duyduğu bu şiir, yalın bir Türkçeyle yazılmıştır. Dörtlük ve bentler halinde yazılan şiirde her dörtlük ve bendin başında ve sonunda “İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;” dizesi vardır. Bu tekrar bana Orhan Veli’nin şiiri için ilham kaynağının içindeki İstanbul sevgisi ve bu sevgiyi dinlemesi olduğunu hissettiriyor. Ayrıca bu tekrar anlatımı da bana göre güçlendirmektedir. Bazı dizeler arasında kafiye olmasında rağmen tüm şiiri etkileyen bir kafiyeden söze edemeyiz. Şiirde anlatımı etkisini artıran diğer bir unsur ise hislerdir. Burada hisleri sadece duygular olarak değil beş duyu organımızla hissetiklerimiz olarak da kabul etmeliyiz. Bu his durumuna örnek olan bazı dizeler şunlardır: “Önce hafiften bir rüzgar esiyor/ Serin serin Kapalı Çarşı;/.../Dinmiş lodosların uğultusu içinde” . Şiirdeki anlatımı güçlendiren diğer bir unsurlarda çatışmalardır. Şiirde zıt anlam veya duyguyu veren kelimeler beraber kullanı...

Hürriyete Doğru (Orhan Veli Kanık) Şiirinin Eleştirisi

Gözle görülür bir biçimde serbest ölçüyle yazılan ve belirgin bir kafiye dizisi (sadece bazı dizeler arasında kafiye bulunmaktadır.) olmayan bu şiirde belli başlı imgelere rastlamak mümkündür. Ancak imgelerden bahsetmeden önce şiirde büyük ihtimalle ana amacı okuyucunun dikkatini çekmek ve şiirde bir ses yükselişi yaşamak için “ Heeeey! / Ne duruyorsun be, ...” şeklinde  haykırış ifadeleri kullanılmıştır.  Şiirdeki imgelere odaklanırsak asıl imgenin hürriyet olduğunu görürsünüz. Günlük yaşamda da hürriyet kavramı her birey için farklı bir manaya sahiptir. Orhan Veli, kendine göre olan hürriyeti deniz üzerinden anlatmıştır. Ancak buradaki deniz kavramı bildiğimiz su anlamında değil içinde suyun içinde barındırdıkları anlamındadır. Çünkü şiirdeki “Görmüyor musun, her yanda hürriyet; / Yelken ol, kürek ol, dümen ol, balık ol, su ol; / Git gidebildiğin yere.” dizelerinden de anlaşılacağı gibi Orhan Veli için hürriyet demek deniz gibi başı sonu belli olmayan bir diyarda istediğin ...

Uykusuzluk

Saat gecenin biri ve ben yine uyanığım. Çalışma odamda düşünüyorum. Durmadan yazı yazmak istiyorum. Masanın yanındaki gramafondan hafif, hüzünlü türküler çalıyorken bardağıma yavaş yavaş rakıyı koyuyordum. Benim için alkol artık su gibi ihtiyaçtı. Çünkü beynimi ancak böyle sarhoş edip yavaşlatıyordum. Aksi takdirde uyumam ne mümkün ! Şu an bir şeye karar verdim : Gece adamıyım ben. O kapkaranlık gökyüzünde ufak ufak parlayan yıldızların adamıyım. Ancak geceleri huzur buluyorum. Durmadan düşünüyorum geceleri . Sabahları sadece bir işe odaklanan beynim sanki geceleri özgürlüğünü ilan ediyor. Nasıl iş ben de anlamıyorum ama yapacak bir şey yok ! En azından düşünüyorum ya o da iyi bir şey. Boş gezenin boş kalfası değil benim beynim . Bu yüzden de biraz mutlu ve gururluydum. Dışarıdan sesler geliyordu . Tahminimce dalga sesiydi. Gecenin bu saatinde burada kimse olmazdı. Evet, tahminim doğruymuş ! Dalgaların kıyıya vurma sesiymiş. Ne güzel şey bu doğa ! Anlaması, düşünmesi ve kavraması z...