Ana içeriğe atla

Cesur Yeni Dünya ve La Valla’nın Distopik Benzerlikleri ve Farklılıkları

 Herkese merhaba,

            Bugünkü yazımda size okuduğum bir distopik roman olan "Cesur Yeni Dünya" ile izlediğim bir Netflix dizisi olan ve ayrıca bir İspanyol distopiği olan "La Valla" (Bariyer) adlı diziyi karşılaştırıp benzerliklerini ve farklılıklarını anlatacağım. Ancak karşılaştırmadan önce ütopya ve distopyanın ne olduğunu bilmeliyiz. 

Geçmişten günümüze birçok eleştirmen ütopyanın tanımını kısıtlayacağını düşündüğü için tam bir tanım yapmaktan kaçınmasına rağmen bizler ütopyaya (kısıtlayıcı olarak kabul edilse de) insanların nasıl daha iyi bir biçimde yaşayabileceklerini ya da nasıl bir dünyada yaşamak istediklerini konu edildiği düşsel anlatımlardır diyebiliriz. Tarihimizin başlangıcından beri insanlık bir ütopya hayal edip gerçekleştirmek için çalışsa bile 1. Dünya Savaşı’ndan sonra insanlığın doğal olarak sürüklendiği “kötümser gelecek” duygusu insanların içine ütopik geleceğe kıyasla daha kuvvetli bir şekilde etki eder. Bunun sonucunda distopya – anti ütopya, karşı ütopya olarak da bilinir- kavramı ortaya çıkar. Sosyolog Krishan Kumar, bu kötücül geleceği içeren eserleri, gelecekte tüm umudun yok olduğu ve tüm çıkışların kapatıldığı totaliter bir cehennem olarak nitelemiştir.

Eğer İngiliz edebiyatının ünlü distopik eseri olan “Cesur Yeni Dünya” (Brave New World) ve Netflix yapımı olan İspanyol distopya dizisi “Bariyer”i (La Valla) incelersek nice benzerlik ve farklılıklar olduğunu net bir şekilde görebiliriz. İlk olarak benzerlikleri ele alırsak iki eserde de distopik eserlerin ortak özelliği olan bir otoriter rejim söz konusudur. Cesur Yeni Dünya’da halk bunun pek farkında olmasa da La Valla’da bunun farkındadır. Cesur Yeni Dünya’daki toplum ve siyasi düzen, uzun yıllar süren bir savaş ve ekonomik çöküşten sonra tam olarak birkaç yüzyıl içinde (yani belli bir zaman aralığı var) oturmuştur. Aynı şekilde La Valla’da olayların gerçekleştiği zamandan yirmi beş yıl önce Üçüncü Dünya Savaşı olmuş ve bir salgın söz konusudur. Aslında tarihe bakarsak Cesur Yeni Dünya’nın yazıldığı yıl 1932, La Valla’nın esinlenildiği yıllar İspanya’nın faşist diktatörü olan Francisco Franco (1936- 1975) dönemidir. Bu iki dönem sırasında Dünya’da İspanyol gribi gibi bir pandemik salgın, bir ekonomik kriz ve iki tane Dünya Savaşı yaşanmıştır. O yüzden iki eserde de başta savaş olmak üzere ekonomik kriz ve salgın gibi tarihle bağlantılı unsurlar görmemiz doğaldır. Bir başka benzerlik olarak Cesur Yeni Dünya’daki Alfa, Beta ve benzeri sınıflamaların farklı bir versiyonunu La Valla’da da görebiliriz. Ancak Cesur Yeni Dünya’da bu sınıflamalar bir seri üretim ile üretilen çocuklara en baştan beri öğretilirken (yani kaderleri bu şekildedir ve bu kader devlet tarafından onlara atanmıştır.) La Valla’da bu ayrım daha çok ekonomik yönden yapılmaktadır. Daha zengin ve ülkeyi yöneten kesim “Sektör 1” diye adlandırılan bir kısımdayken daha fakir ve normal halktan oluşan kesim de “Sektör 2” diye adlandırılan bir kesimde yaşamaktadır. Aslında bu ayrışmayı Cesur Yeni Dünya’daki “Vahşi Ayrı Bölgesi” diyebileceğimiz sistemin etkisine girmeyen insanların yaşadığı yer ile sözde mutlu olan halkın yaşadığı yer arasındaki sınıflandırma ile de benzetebiliriz.

Farklılıklar açısından daha öncede belirttiğim gibi La Valla’daki halk ne olup bittiğinin farkındadır ancak Cesur Yeni Dünya’daki halk değildir. Ayrıca La Valla’nın olay yapısı inişli çıkışlı bir çizgi iken Cesur Yeni Dünya’nın olay yapısı bir yuvarlaktır. Çünkü La Valla’nın sonunda halk isyan edip sistemi yıkmıştır ancak Cesur Yeni Dünya’da ise halk ne olursa olsun hep aynı sistemin içinde kalmaya devam etmiştir çünkü en baştan beri şartlandırılmıştır. Aslında burada bir fark daha ortaya çıkıyor. La Valla’daki bazı karakterler (Sektör 1 dışında yaşayanlar ve muhbirler dışında) sistemi asla kendi bünyelerinde zihnen ve kalben kabul etmemişlerdir ancak Cesur Yeni Dünya’daki insanlar sistemin bozuk olduğunu fark etse bile (ki etmemişlerdir) bir şey yapmamaktadır çünkü şartlandırılmışlardır. Ancak Vahşi’yi burada halktan ayırabiliriz çünkü o modern(!) dünyanın ve sistemin ne olduğunun farkına varmıştır. Ancak bu farkındalık kendi sonunu da getirmiştir. La Valla’da ise bu farkındalık sistemin (yani kötü olanın) sonunu getirmiştir.

Aslında iki eserin distopik olmasından kaynaklı olarak ortaklıklar olsa da bazı önemli ve olayları şekillendiren açılardan iki eser birbirinden farklıdır. Cesur Yeni Dünya bir döngüdeyken La Valla bir kıvrımlı çizgidir. Ancak bana göre iki eserde distopik eser özelliklerini tam olarak hissettirmektedir. Eğer özetlersek iki eser aynı havuzda olmalarına rağmen arka arkaya yüzmektense iki farklı tarafta yüzmektedirler.

 

Kaynakça

1.      Düzgün, Volkan. (2011). Aldous Huxley’in Ütopya Dünyası: Cesur Yeni Dünya ve Ada. T.C. Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü. Erzurum.

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hürriyete Doğru (Orhan Veli Kanık) Şiirinin Eleştirisi

Gözle görülür bir biçimde serbest ölçüyle yazılan ve belirgin bir kafiye dizisi (sadece bazı dizeler arasında kafiye bulunmaktadır.) olmayan bu şiirde belli başlı imgelere rastlamak mümkündür. Ancak imgelerden bahsetmeden önce şiirde büyük ihtimalle ana amacı okuyucunun dikkatini çekmek ve şiirde bir ses yükselişi yaşamak için “ Heeeey! / Ne duruyorsun be, ...” şeklinde  haykırış ifadeleri kullanılmıştır.  Şiirdeki imgelere odaklanırsak asıl imgenin hürriyet olduğunu görürsünüz. Günlük yaşamda da hürriyet kavramı her birey için farklı bir manaya sahiptir. Orhan Veli, kendine göre olan hürriyeti deniz üzerinden anlatmıştır. Ancak buradaki deniz kavramı bildiğimiz su anlamında değil içinde suyun içinde barındırdıkları anlamındadır. Çünkü şiirdeki “Görmüyor musun, her yanda hürriyet; / Yelken ol, kürek ol, dümen ol, balık ol, su ol; / Git gidebildiğin yere.” dizelerinden de anlaşılacağı gibi Orhan Veli için hürriyet demek deniz gibi başı sonu belli olmayan bir diyarda istediğin ...

İstanbul'u Dinliyorum (Orhan Veli Kanık) Şiirinin Eleştirisi

  İstanbul için yazılmış olan ve herkesin hayatında illa ki bir kere duyduğu bu şiir, yalın bir Türkçeyle yazılmıştır. Dörtlük ve bentler halinde yazılan şiirde her dörtlük ve bendin başında ve sonunda “İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;” dizesi vardır. Bu tekrar bana Orhan Veli’nin şiiri için ilham kaynağının içindeki İstanbul sevgisi ve bu sevgiyi dinlemesi olduğunu hissettiriyor. Ayrıca bu tekrar anlatımı da bana göre güçlendirmektedir. Bazı dizeler arasında kafiye olmasında rağmen tüm şiiri etkileyen bir kafiyeden söze edemeyiz. Şiirde anlatımı etkisini artıran diğer bir unsur ise hislerdir. Burada hisleri sadece duygular olarak değil beş duyu organımızla hissetiklerimiz olarak da kabul etmeliyiz. Bu his durumuna örnek olan bazı dizeler şunlardır: “Önce hafiften bir rüzgar esiyor/ Serin serin Kapalı Çarşı;/.../Dinmiş lodosların uğultusu içinde” . Şiirdeki anlatımı güçlendiren diğer bir unsurlarda çatışmalardır. Şiirde zıt anlam veya duyguyu veren kelimeler beraber kullanı...

Bir Saatlik Öykü'nün Bir Sayfalık Analizi

Bir saatlik öykü, Kate Chopin’in kısa öyküsüdür. Öykünün ana karakteri olan Bayan Mallard kalp hastasıdır. Bir gün bir demiryolu faciası olur ve Bayan Mallard’ın eşi Brently Mallard’da o trendedir. Bay Mallard’ın arkadaşı Richards bu faciayı ve Bay Mallard’ın kayıp olduğu haberini alır. Bu haberden net olmak için haberi teyit eder ve teyidi alır almaz Bayan Mallard’a belirtmek için Mallardların evine gider. Bayan Mallard kalp hastası olduğu için ölüm haberini yavaşça kardeşi Josephine söyler. Bayan Mallard haberi duyunca yıkılır ve odasında bulunan bir koltuğa oturur. Dışarıyı izler. Ona bir şeyin yaklaştığını bilir ama yaklaşanı adlandıramaz. Başta içinde bir korkuyla karışık heyecan olsa da yavaş yavaş mutlu olmaya başlar. Ağzından “Artık ruhen ve bedenen özgürüm!” cümlesi dökülür. Artık bir erkeğe bağlı değildir ve sadece kendisi için yaşayacağını düşünmektedir. Ancak bu mutluluk uzun sürmez. Bayan Mallard ölür. Tam ölürken de aslında ölmüş olarak bilinen Bay Mallard, aslında halen ...