On sekizinci yüzyılın sonları ile
on dokuzuncu yüzyılın başlarında gerçekleşen Sanayi Devrimi, o güne olan tüm
Dünya düzenini değiştirdi. Aniden “sanayileşme” kavramının ortaya çıkması el
üretiminden seri üretime geçiş sürecini hızlandırdı. Bu geçiş süresince birçok
meslek kayboldu ve kaybolan mesleklerin yerine yeni meslek oluştu. Aynı şekilde
kırsal nüfus azalırken kentsel nüfusta aşırı bir şekilde hızlanma görüldü.
Kırsal nüfusun azalması tarımın önem kaybedip sanayi endüstrisinin değer
kazanmasını sağladı. Bunun sonucunda – ve tabii ki de kapitalizmin etkisiyle-
devletler bir anda tüm odaklarını sanayileşmeye çevirdi. Böylece kırsal
alandaki halk unutuldu ve yoksullaşmaya başladı. İnsan doğasına uygun bir
şekilde hayatta kalmak isteyen halk kentlere taşındı ve fabrikalarda hak
etmedikleri maaşlar alarak çalışmaya başladılar. Hem gelir adaletsizliği hem
aşırı sanayileşme hem nüfus yoğunluğu hem de kaybolan meslekler nedeniyle
toplumdaki kent – kırsal ( şehir –köy veya doğa – kent de denilebilinir)
çatışması çok hızlı bir şekilde arttı ve halen yaklaşık üç yüzyıl geçmesine
rağmen bir çözüm üretilemedi.
İnsanoğlu yüzyıllardır bir
gelişim süreci içindedir. Bu süreç boyunca yaşam tarzları değişmiş ve
gelişmiştir. Tarımın bulunmasıyla yerleşik düzene geçen insanoğlu,
yaşayacakları yerleri belirlerken dikkat ettiği önemli özelliklerden biri de
toprağın elverişli olup olmamasıydı. Ancak öyle bir zaman gelecekti ki toprağın
bir önemi kalmayacaktı. Bu zamanı getiren ve dünyanın düzenini değiştiren olay
“Sanayi Devrimi”dir. Sanayi Devrimi ile ortaya çıkmış olan sanayileşme,
kırsalda yaşayan ve ana kaynağı tarım olan halkı zor duruma sokmuştur. Yaşam
için mücadele vermek zorunda bırakılan insanlar köylerden – veya kırsaldan-
kentlere göç etmiştir. Ancak burada da fabrika sahiplerinin onlara yaşattığı
zorluklara katlanmak zorunda kalmışlardır. Bunun yanında kapitalizmin getirdiği
toplumsal sınıflaşma halkı daha zor duruma sokmuştur ve bu durumda olan halkta
şehirlerin daha fakir kesimlerinde yaşamıştır. Günümüzde de günlük hayatımıza
belki de çok yansımasa da bu durum maalesef ki halen geçerlidir ve uzun süre
boyunca da bitmeyecektir. Çünkü hızlıca bireyselleşen ve teknolojik açıdan
hızla gelişen bu dünya sayesinde insanlar artık ne koşulda olurlarsa olsun bir
şekilde hayatta kalmayı başarıyor ancak etrafında neler yaşandığını fark
edemiyordur.
Sanayi Devrimi ve kapitalizm
şehir ve köy arasındaki farkları da belirlemiştir. Artık önemi kalmayan köy ve
köy halkı sanki unutulmuştur. Bu unutulma sonucunda kentlere yoğun göç
başlamıştır. Doğada her yapılan bir eylemin sonucu olduğu gibi köyden kente göçün
de sonuçları vardır. İlk olarak köy tarafına bakarsak daha önceden belirttiğim
gibi unutulan bir halk vardır. Bu halk eskiden kendi kendine yetebilirken artık
zorlukla yaşamaya başlamıştır. Ayrıca devlet burada halkı unuttuğu için sağlık
ve eğitim koşulları sağlanamamıştır ( günümüzde ilerleyen teknoloji ve sosyal
devlet anlayışı ile bu sorun ortadan kalkmaya başlamıştır.). Ekonomik ve sosyal
olarak zorlukta bırakılan halk kentlere göç etti. Bunun sonucunda da hızlı
nüfus artışları ve şehirlerde kirlilik görüldü.
Kent tarafından bu durumu iki
farklı açıdan bakabiliriz. İlk olarak sosyal imkânları ele alırsak şehirler
sosyal imkânlar konusunda kırsallara göre daha gelişmiştir. İlk olarak eğitim
için bir sürü okul ve üniversite bulunmaktadır. İkincil olarak son teknolojiye
ve iyi doktorlara sahip hastaneler veya özel poliklinikler bulunmaktadır.
Sosyal yaşam sinema, müze, tiyatro, park, galeriler ve benzeri yapı ve
etkinliklerle süslenmiştir. Teknolojiye ve modaya kolay ve hızlı ulaşım
bulunmaktadır. Şehirlerin sosyal hayatı insana sanki bir rüyadaymış gibi
hissettirmektedir.
Bu muhteşemlik maalesef ekonomik
açıdan aynı durumdadır diyemeyiz. Çünkü ekonomik sınıf ayrılıkları çok
belirgindir. Yüksek gelirliler rahatlık ve bolluk içinde yaşarken orta
gelirliler apartman veya daha mütevazı bir hayat yaşamaktadır. Ancak alt
gelirliler ise şehirlerin en kirli ve fakir mahallelerinde yaşamaktadırlar.
Aslında kırsaldan gelenler de genellikle buralarda yaşadıklarından önceki
hayatlarından pek de farklı yaşamamaktadırlar. Yine zor koşullarda çalışıp az
gelirleri vardır. Yine kırsaldaki sıkıntıların benzerlerini yaşamışlardır. Ve
aslında günümüzde de pek fazla olmasa da yine de bu koşullarda yaşayan çok
fazla insan vardır.
Tüm bunlara rağmen kırsalında
avantajları vardır. En büyük avantaj da temiz hava ve doğa ile iç içe
olunmasıdır. Günümüzde de insanlar şehrin yoğunluğu ve stresinden kaçınmak için
yaz tatillerinde veya emekli olduklarında daha kırsal alanlara gitmektedirler.
Daha temiz hava ve doğa insana huzur vermektedir. Bu huzur sayesinde de insan
kendini daha dinç ve sağlıklı hissedebilir. Ayrıca artık her şeyin çok hızlı
gelişmesiyle de şehirler ile köyler arasında da pek fark kalmamaktadır. Ancak
yine de bahsettiğimiz gibi olan köyler – özellikle Doğu Anadolu’ya doğru-
vardır.
Eğer özetlemek gerekirse Sanayi Devrimi ve kapitalizm kırsal ile köy arasındaki farkları – ya da zıtlıkları- arttırmıştır. Ancak günümüz gelişen dünyasında ve sosyal devlet kavramının geliştiği toplumlarda bu farklar yavaş da olsa azalmaktadır.
-Sertaç Bahadır Afşari
Yorumlar
Yorum Gönder