Ana içeriğe atla

Cesur Yeni Dünya’da Kültürel Değerler ve Kazanımlar, Anlayışlar ve Güç Hiyerarşisi

 

Dünyaca ünlü ve İngiliz edebiyatı için önemli olan distopik roman “Cesur Yeni Dünya”, İngiliz yazar Aldous Huxley tarafından yazılmıştır. Romanda genel olarak olaylar günümüzden ve yazıldığı günden tamamen farklı ve gelişmiş bir dünyanın dışında yaşayan Vahşi denilen bir adamın hiç alışkın olmadığı bu modern dünyayı ve değerlerini (!) anlamaya çalışması üzerinden anlatılmaktadır. Roman, bunun yanında gelecekte olabilecek olaylara ve oluşabilecek durumlara uyarı yapma niteliği taşımaktadır. Her detayında ayrı bir özellik olan bu romanı incelemeden önce romanın kaynağını ve neden yazıldığını bilmemiz Cesur Yeni Dünya’nın kültürel değerler ve kazanımlar, anlayışlar ve güç hiyerarşisi ile nasıl bağlantısının olduğunu anlamamızı ve kavramamızı kolaylaştıracaktır.

            Cesur Yeni Dünya’nın yazıldığı dönem olan 1930’lar dünya ve Huxley için karanlık bir dönemdi. Wall Street Borsası’nın çöküşüyle başlayan kriz halen Birinci Dünya Savaşı’ndan kalma yaralarını sarmaya çalışan devletler için bir felaket olmasının yanı sıra galip devletler için de büyük bir darbe olmuştur. Huxley gibi toplumun birçok bireyi de artık geleceğe dair bir umut beslememektedir. Tüm bunların etkisinde Cesur Yeni Dünyayı yazan Huxley, aynı zamanda Amerika Birleşik Devletleri’nin yeni dünya gücü olmasını ve tüm dünyayı Amerikan kültürü ve düşüncesinin işgal etme olasığını 1. Dünya Savaşı’nın en kötü sonuçlarından biri olarak belirtmiştir. Huxley’in Cesur Yeni Dünya’daki hükümeti Amerikan hükümetinden ve hızlıca gelişen ve büyüyen Amerikan ekonomisi ve sanayisinden etkilendiğini söylemek mümkündür. Bu nedenle diyebiliriz ki Cesur Yeni Dünya’nın yazılmasının bir amacı da dünyada Amerikan rüyasının, dolarının ve yaşayış biçiminin yayıldığını uyarmak ve bunları eleştirmektir. Ayrıca romanda bulunan karakterlerin gerçek dünyadaki liderlerle veya iş adamlarıyla ile bağlantılı olmasından da “Eğer devletler ve şirketler böyle davranmaya ve hareket etmeye devam ederse sonumuzun Cesur Yeni Dünya gibi olacak.” ifadesini çıkarabiliriz. Kısaca Cesur Yeni Dünya, 1930’ların kaosunun içinde; aşırı sanayileşme, Amerikan emperyalizmi (veya yayılmacılığı) ve öncülüğüne bir hiciv olması amacıyla yazılmıştır ve tüm olaylar ve kavramlar bunlar üzerine kurulmuştur. Bu nedenle de Cesur Yeni Dünya’daki anlayışları ve kazanımları incelenirken o dönemin Amerikan politikasına, sanayileşmesine, kültürel yapısını değinilmelidir.

            Romandaki olayların akış biçimi ve kültürel yapı adeta 1930’ların hızlıca güçlenen ve sanayileşen ancak Büyük Buhran’ın etkisinde kalmış Amerika Birleşik Devletleri’nden kopyalanmış gibidir. İlk olarak olayların akış biçiminden anlaşılması gereken şey olayların başı ve sonu arasındaki fark ve bunların arasında bulunan tüm olayların yapısıdır. Cesur Yeni Dünya, çember şeklinde bir romandır. Olaylar romandaki modern toplum için nasıl başladıysa öyle bitmiştir. Vahşi’nin anlatmaya çalıştığı veya yaşadığı şeylerden hiçbir anlam çıkaramamışlardır ve sistem onları nasıl eğitip sosyal konumlarını belirlediyse öyle yaşamaya devam etmişlerdir. Aslında bu durumun aynısı bizim modern dünyamızda da vardır. İnsanlar şanslı veya şanssız doğarlar. Eğer şanslılarsa bir meslek sahibi olurlar ve hayatlarını sürdürmek için gereken ne ise öyle davranırlar. Eğer şanssızlarsa kadere sığınıp sadece hayatta kalmaya çalışırlar. İki durumda da (istisnalar olsa bile) insanlar olanları sorgulamaz veya durdurmak için bir eyleme geçmez.  Çoğu yaşanan olaylarda insanları kınarlar ve sadece sosyal medya hesaplarında paylaşım yaparlar. Daha sonrasında ise ne olduğunu hatırlamazlar bile. Bu toplumsal distopya 1930’ların dünyasında belki daha azdır ancak günümüzde bulunmaktadır. Aynı örneklendirdiğim durum Cesur Yeni Dünya’da gelecekte bunların yaşanacağını ön gören Huxley tarafından da ele alınmıştır. Cesur Yeni Dünya’daki halk da sistemin onlara verdiği eğitimden ve yaşamdan tarzından vazgeçememektedir. Daha iyi anlaşılması için örneklendirmek için toplumdaki bireyleri robot, Kuluçka Merkezi’nde çalışanları bilgisayar mühendisi, verilen emirleri ve statüleri yazılımlar dersek insanlar aynı robotların programlandığı gibi verilen özel derslerle belirli ve net yaşam tarzlarına koyulmakta ve bunları sürekli sürdürmeleri için eğitilmektedirler. Bütün bunlara ek olarak Vahşi ne kadar da etkilese de toplumdaki bireyler (veya karakterlerimiz) Vahşi’nin demek istediklerini anlamamış ve hatta onun kendisine yaptığı işkenceleri şaşkınlıkla ama merakla izlemişlerdir. Bütün bunlar Huxley’in tahmin ettiği distopya ile yazdığı distopya ile uyuşmaktadır. Genellersek şunu rahatlıkla fark edebiliriz ki günümüz dünyasındaki kültür aslında Huxley’in distopyasıdır ve Cesur Yeni Dünya’daki kültür buna dayanmaktadır ve bu kültürde sorgulamak ve düşünmek yasaktır.

Daha da derine inersek kültürü birçok parçanın oluşturduğunu görürüz. Bu parçalar arasında dil, etik, ahlak, din ve benzeri unsurları görebiliriz. Cesur Yeni Dünya’daki kültürü daha derin şekilde incelememiz için bu parçaları incelemeli ve yorumlamalıyız. Daha önce de belirttiğim gibi Cesur Yeni Dünya’nın dünyası ve kültürü Amerikan kültürüyle ilişkilidir. Kültürün toplumsal yapı ile olan ilişkisini önceki paragrafta incelediğimizden etik, ahlak ve din üzerinden bu distopik kültürü incelememiz gerekir. Aslında Cesur Yeni Dünya’daki etik, ahlak ve din üçlüsünün anlayışı ile günümüz veya 1930’ların anlayışı arasında büyük bir fark vardır. Bu üçlü (birbiriyle bağlantılı olduğu için bir bütün olarak alınması gerekmektedir.) Roman boyunca Cesur Yeni Dünyaya göre “geleneksel” ve “eskimiş” dinler yani ilahi ve insansal dinler ortadan kalkmıştır. Modern dünyada kimse dinlere inanmamaktadır. Ancak halen bir inanç (veya din de denilebilinir) vardır. Gerçek dünyada Amerikan sanayisinin öncülerinden olan Ford, Cesur Yeni Dünya’da ilahileştirilmiştir. Aslında burada anlatılmak istenilen olay Huxley’in gelecekte din yerine geçeceği ve herkesin bir kâğıt paraya sanki ilahmış gibi tapacağı anlamına geliyor olabilir. Romanda Ford’un bir ilah olması aslında kültürel olarak sanayileşmenin toplumun temeli anlamında gelmektedir. Yani kültür sanayileşme ile gelişmiş ve şekillendirilmiştir. Ahlaki ve etik açıdan da günümüzde anlayışa göre yoksun olan Cesur Yeni Dünya’nın modern dünyasının modern toplumu (!) sanki bir kutuda yaşıyormuş gibi yaşamaktadır. Zorlanılan kaderler ve emirler nedeniyle insanlar hayatlarını söz de öğrendikleri gibi yaşamaktadırlar. Günümüzün etiğine ve ahlakına göre bir insanın düşünce ve özgürce yaşama özgürlüğünü almak büyük bir insanlık suçudur. Ancak Cesur Yeni Dünya’da hükümet insanların kaderini sanki otomobil üretiyormuş gibi bir merkezde (fabrika demek daha doğru olabilir) seçiyor ve bebekleri seri üretim şeklinde üretiyordur. Belki de tüm amaç sözde toplumdaki ve dünyadaki huzuru ve barışı korumak olsa da bir insanın kaderini bir araçmış gibi belirlemek günümüz etiğine ve ahlakına uygun değildir. Ayrıca kendisi adeta bir sembolik değer taşıyan Cesur Yeni Dünya’daki en önemli sembollerden biri olan Soma ilacı da etik değildir. Daha önceden de belirtiğim gibi roman Amerikan sanayisini ve ekonomisini hicvetmektedir. O zaman belirgin bir şekilde ifade edebiliriz ki buradaki Soma günümüzdeki paradır. Gerçek dünyada insanlar mutluluğa ve huzura ulaşmak için belki en ağır şartlarda çalışıp para kazanmaktadır. Romanda ise bu mutluluk ve huzur bir ilaçtan sağlanmaktadır. Belki bir sıkıntı yok gibi gözükse de aslında çok önemli bir sorun teşkil etmektedir. Normalde insanlar mutluluk ve huzur etmeye veya daha da önemlisi yaşamaya yani bir bakıma para kazanmaya çalışırken düşünürler. İnsanlar mutlulukları, yaşamları ve huzurları için düşünen varlıklardır. Eğer bunlar direk olarak Soma gibi bir ilaçtan alınırsa insanların düşünmeye ihtiyacı kalmaz. Çünkü en insancıl ihtiyaçlarından olanlar direk avuçlarının içine bir hükümet tarafından verilmektedir. Doğal olarak da hükümete karşı düşünmeleri gerekmez ve hatta onu sevmemeleri için bile bir neden kalmamaktadır. Genellersek diyebiliriz ki Cesur Yeni Dünya’daki kültür toplumsal, dini, ahlaki ve etik açıdan tamamen çökmüştür ancak insanların doğal ihtiyaçları karşılandığı için bunun farkına varmamaktadır ve hatta mutlu olmaktadırlar. 

Genel olarak toplumsal durumu önceki paragraflarda incelemiştik. Ancak kültürü en net şekilde anlamak için kültürün unsurlarında yaptığımız gibi toplumsal durumu da detaylandırmalıyız. Bu detaylandırma da Cesur Yeni Dünya’da en iyi güç hiyerarşisine bakarak yapılabilinir. Çünkü romanın en başından beri hissedilen bu hiyerarşi daha insanların doğumundan önce belirlenmektedir. İnsanları Alfa, Beta, Gama, Delta ve Epsilon gibi alt sınıflara ayırmak, her sınıfın kendisinden alttakini kötü üstekini çok iyi olarak görmesini sağlamak ve sınıfların birbirleri arasındaki ilişkiyi sıfırlamak güç hiyerarşisinin çok etkili olduğunu göstermektedir. Ayrıca Dünya Denetçilerinin saygınlığı ve Alfa çocuklar dahil herkesin onları en üst sınıf ya da üstün insan olarak görmesi aslında toplumdaki sınıflar arasında o kadar küçük farklar olmadığının bir kanıtıdır. Bu hiyerarşi de bir kültürün oluşmasında etkili olan toplumsal birlikteliği köreltmekle beraber kültürel unsurların (din, aile ilişkileri, etik vb.) körelmesine ve unutulmasına sebep olmaktadır. Bu hiyerarşinin günümüzdeki veya geçmişimizdeki örneğini proletarya-burjuva, işçi-patron veya çiftçi-feodal bey arasındaki hiyerarşide de görebiliriz.

Özetle Cesur Yeni Dünya, geçmişteki Amerikan rüyasını ve unsurlarını ele alarak yazılmışsa da günümüzü bazı bakımlardan özetleyen bir romandır. Soma ve hiyerarşi gibi unsurlar nedeniyle kültürün yavaşça parçalanması ve kültürel unsurlarısın yok olması, insanlık duygusunu toplumda köreltmiştir. Kültürel açıdan çökmüş ancak bunun farkında olmayan topluma sahip olan Cesur Yeni Dünya, eğer bizlerin şu anda olan bazı durumları değiştirmezsek başımıza gelebilecek bir senaryoya ayna tutmaktadır. Son olarak Cesur Yeni Dünya ismine kaynak ve tüm olayların kısa bir özeti olan William Shakespeare’in “Fırtına” adlı eserinden alıntıyla yazımı sonlandırıyorum:

“Bu kadar bunca yakışıklı varlık varıp gelmiş buraya
Ne güzel şeymiş meğer insanlık
Böyle dünyalıları olan
Yaşasın bu yaman, bu cesur yeni dünya”

                           -Sertaç Bahadır Afşari 

Kaynakça

1.      https://tr.wikipedia.org/wiki/Cesur_Yeni_D%C3%BCnya

2.      KÜÇÜK, Hülya, “Aldous Huxley (Brave New World) Cesur Yeni Dünya”, Türkiye Siyaset Bilimi Dergisi, 2. Cilt 2. Sayısı, 2019, s. 143-151.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hürriyete Doğru (Orhan Veli Kanık) Şiirinin Eleştirisi

Gözle görülür bir biçimde serbest ölçüyle yazılan ve belirgin bir kafiye dizisi (sadece bazı dizeler arasında kafiye bulunmaktadır.) olmayan bu şiirde belli başlı imgelere rastlamak mümkündür. Ancak imgelerden bahsetmeden önce şiirde büyük ihtimalle ana amacı okuyucunun dikkatini çekmek ve şiirde bir ses yükselişi yaşamak için “ Heeeey! / Ne duruyorsun be, ...” şeklinde  haykırış ifadeleri kullanılmıştır.  Şiirdeki imgelere odaklanırsak asıl imgenin hürriyet olduğunu görürsünüz. Günlük yaşamda da hürriyet kavramı her birey için farklı bir manaya sahiptir. Orhan Veli, kendine göre olan hürriyeti deniz üzerinden anlatmıştır. Ancak buradaki deniz kavramı bildiğimiz su anlamında değil içinde suyun içinde barındırdıkları anlamındadır. Çünkü şiirdeki “Görmüyor musun, her yanda hürriyet; / Yelken ol, kürek ol, dümen ol, balık ol, su ol; / Git gidebildiğin yere.” dizelerinden de anlaşılacağı gibi Orhan Veli için hürriyet demek deniz gibi başı sonu belli olmayan bir diyarda istediğin ...

İstanbul'u Dinliyorum (Orhan Veli Kanık) Şiirinin Eleştirisi

  İstanbul için yazılmış olan ve herkesin hayatında illa ki bir kere duyduğu bu şiir, yalın bir Türkçeyle yazılmıştır. Dörtlük ve bentler halinde yazılan şiirde her dörtlük ve bendin başında ve sonunda “İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;” dizesi vardır. Bu tekrar bana Orhan Veli’nin şiiri için ilham kaynağının içindeki İstanbul sevgisi ve bu sevgiyi dinlemesi olduğunu hissettiriyor. Ayrıca bu tekrar anlatımı da bana göre güçlendirmektedir. Bazı dizeler arasında kafiye olmasında rağmen tüm şiiri etkileyen bir kafiyeden söze edemeyiz. Şiirde anlatımı etkisini artıran diğer bir unsur ise hislerdir. Burada hisleri sadece duygular olarak değil beş duyu organımızla hissetiklerimiz olarak da kabul etmeliyiz. Bu his durumuna örnek olan bazı dizeler şunlardır: “Önce hafiften bir rüzgar esiyor/ Serin serin Kapalı Çarşı;/.../Dinmiş lodosların uğultusu içinde” . Şiirdeki anlatımı güçlendiren diğer bir unsurlarda çatışmalardır. Şiirde zıt anlam veya duyguyu veren kelimeler beraber kullanı...

Bir Saatlik Öykü'nün Bir Sayfalık Analizi

Bir saatlik öykü, Kate Chopin’in kısa öyküsüdür. Öykünün ana karakteri olan Bayan Mallard kalp hastasıdır. Bir gün bir demiryolu faciası olur ve Bayan Mallard’ın eşi Brently Mallard’da o trendedir. Bay Mallard’ın arkadaşı Richards bu faciayı ve Bay Mallard’ın kayıp olduğu haberini alır. Bu haberden net olmak için haberi teyit eder ve teyidi alır almaz Bayan Mallard’a belirtmek için Mallardların evine gider. Bayan Mallard kalp hastası olduğu için ölüm haberini yavaşça kardeşi Josephine söyler. Bayan Mallard haberi duyunca yıkılır ve odasında bulunan bir koltuğa oturur. Dışarıyı izler. Ona bir şeyin yaklaştığını bilir ama yaklaşanı adlandıramaz. Başta içinde bir korkuyla karışık heyecan olsa da yavaş yavaş mutlu olmaya başlar. Ağzından “Artık ruhen ve bedenen özgürüm!” cümlesi dökülür. Artık bir erkeğe bağlı değildir ve sadece kendisi için yaşayacağını düşünmektedir. Ancak bu mutluluk uzun sürmez. Bayan Mallard ölür. Tam ölürken de aslında ölmüş olarak bilinen Bay Mallard, aslında halen ...