Esrarlı gözlerinde bir şehir görüyorum, Hafif hüzünle dolu sokakları. Zamanın yorgunluğunu üstlenmiş, Yıllanmış şarap tadında bir his veren, Bir şehir görüyorum ne uzakta ne de yakında. Zamanın hızına yetişemeyen bir saat gibi, Arada bozuluyor mutluluk insanda. Ufak taşların doldurduğu sahilde, Yürüyorlar en büyük düşmanları zamanın, Yıllar geçtikçe buruşan tenleriyle, Çirkinlik katan varlıklar süslüyor sokakları. Ne uzakta ne de yakında olan şehirde. Hayvanlar avlanıyor iyot kokulu sularda, Bir döngü içinde hareket ediyorlar. Yaşamlarının yorgunluğu yok adeta. Sefiller gibi değiler ve olamazlar, Ta ki düzeni bozana kadar, Saati bozuk dünyada. Keskin bir koku yayılıyor sokaklardan, Acı bir sesle bütünleşiyor yavaşça, Bir zümrütün eskimesi ve hatta lanetlenmesi gibi. Lanetlenmiş bir şehir görüyorum. Zamanla mücadele etmiş ve kaybetmiş, Şimdi ise yalnızlıkla beraber bir adada, Yamyamlarla kalmak zorunda. Ey şehir, duy sesimi! Senin ızdırabın bizi incitiyor, Gecenin parlak güzelliğin...