Esrarlı gözlerinde bir şehir görüyorum,
Hafif hüzünle dolu sokakları.
Zamanın yorgunluğunu üstlenmiş,
Yıllanmış şarap tadında bir his veren,
Bir şehir görüyorum ne uzakta ne de yakında.
Zamanın hızına yetişemeyen bir saat gibi,
Arada bozuluyor mutluluk insanda.
Ufak taşların doldurduğu sahilde,
Yürüyorlar en büyük düşmanları zamanın,
Yıllar geçtikçe buruşan tenleriyle,
Çirkinlik katan varlıklar süslüyor sokakları.
Ne uzakta ne de yakında olan şehirde.
Hayvanlar avlanıyor iyot kokulu sularda,
Bir döngü içinde hareket ediyorlar.
Yaşamlarının yorgunluğu yok adeta.
Sefiller gibi değiler ve olamazlar,
Ta ki düzeni bozana kadar,
Saati bozuk dünyada.
Keskin bir koku yayılıyor sokaklardan,
Acı bir sesle bütünleşiyor yavaşça,
Bir zümrütün eskimesi ve hatta lanetlenmesi gibi.
Lanetlenmiş bir şehir görüyorum.
Zamanla mücadele etmiş ve kaybetmiş,
Şimdi ise yalnızlıkla beraber bir adada,
Yamyamlarla kalmak zorunda.
Ey şehir, duy sesimi!
Senin ızdırabın bizi incitiyor,
Gecenin parlak güzelliğini kapatıyor efkarın.
Gündüzün uyanmaz sersemliğini veriyor insana,
Güçsüzlüğünü belli eden küçük şeytan.
Nedensizce ölüyorum,
Nefesim daralıyor yavaşça.
Son sözümü nasihat yap,
Benden daha çok zamanla dans eden şehir.
Esrarlı gözlerime sebep olan o vahsetini,
Kıskançlığını ve güzelliğini bırak kenara.
Korkma yamyamlardan, onlar geçici,
Sen ise kalıcısın kara dünyada.
Ama bırakmazsan hüznü ve aşkı,
Suların kurur zorunlu hizmetinde,
Toprağın sulanır kırmızı kanla,
Şiddetli sallanmayla.
Lütfen şehir yıpratma kendini,
Bizim zamanla savaşımız bitecek yakında,
Ve ben, senin kıymetli yamyam dostun,
Yakında gideceğim başka diyarlara
Sana emanet ettiklerimle tekrar buluşuncaya kadar.
Yorumlar
Yorum Gönder