Ana içeriğe atla

Asıl Adalet (Paul Eluard) ve Yağmur, Gül ve Eller (Ahmet Muhip Dıranas) şiirlerinin eleştirisi

 Şiir 1: Asıl Adalet  - Paul Eluard

Şiirin adında adalet geçse de asıl konu burada adalet kavramı değildir. Şiirde aslında insanların ruh hallerini ve davranışlarını ele almıştır. Bunları ele alırken de insan ilişkilerine odaklanmış ve bu ilişkileri güzel örneklerle açıklamıştır. Örneğin ilk kanunumuz olan sıcak kanunda bana göre bahsedilen üzümden şarap yaparken ki sıcaklık sarhoşluğu, kömürden ateş üretirken ki ısınma ve barınma ihtiyacının verdiği huzuru ve öpücüklerden insan yapmak da aşkın ve sevginin yarattığı sıcak ortamı anlatmaktadır. Aynı şekilde zorlu kanunda savaşların ve yoksulluğun, yaşamak için çalışmanın ve yaşlandıkça yaşamın zorlaşması anlatılırken güzel kanunda da insanların hayallerini gerçekleştirmeleri ve kötü geçindikleri insanlarla bile bir şekilde anlaşabildikleri anlatılmaktadır. Aslında bütün bunlar insanların bilinçaltındaki durumlardır ki Paul Eluard’ın gerçeküstücülük yani sürrealizm döneminde yazması ve bundan etkilenmesi bilinçaltındaki bu durumları kullanmasını açıklamaktadır. Ayrıca bilinçaltını kullandığını da son dörtlükten anlayabiliriz çünkü Paul Eluard’ın da dediği gibi tüm bu bilgiler bilinçaltına çocukluktan itibaren yüreğimizden başlar ve yavaşça aklımızın arka kısımlarına kazınır. Şiirin teknik özelliklerine bakarsak şiir dörtlükler halinde yazılmıştır. Bir çeviri olmasına rağmen bana göre anlamsal bütünlüğünü kaybetmemiştir. Kafiyeye rastlanmaktadır. Dili gayet sade ve yalındır. Hece ölçüsü serbesttir. Şiir boyunca yukarıda bahsettiğim anlamlara gönderme yapılmaktadır.


Şiir 2: Yağmur, Gül ve Eller – Ahmet Muhip Dıranas

Ahmet Muhip Dıranas önceki okuduğumuz şiirlerinde olduğu gibi bu şiirde de doğayı ve onun özelliklerini kullanmıştır. Şiiri okurken gözlerimin önüne sonbaharda evin içinde bir odada oturan ve çok yorgun birinin dışarıda yağan yağmuru izlemesi geldi. Şiirdeki karakter o kadar yorgundur ki gözleri açıkken bile uyuyor ve hatta rüyalar görüyordur. Bana göre şiirdeki karakterimiz bu yorgunluk durumunu geceleyin yağan yağmurdan etkilenerek masasında bir şiir yazmaktadır. Böyle düşünüyorum çünkü şair şiirinde bu karakterin şiir yazarken ne yazacağını bilememesini ve yorgunluğu nedeniyle yazmak istediği şiire konu olarak ayakta gördüğü rüyaları aktardığını belirten cümleler kurmuştur. Örneğin “Ellerim; beyaz, boş ve bencil/…/Kopmuş gidiyor dallarımdan/ Hayır başımdan yana değil/ Uykusuzluğum, ellerimden…” dizelerinden dediklerimi görebiliriz. Karakterimiz yatmak yerine bir gülle (kalemiyle) aklındakileri kâğıda geçirmektedir. Şiirin teknik özelliklerine bakarsak doğadan nesneler çokça kullanılmıştır. Bir bent şeklinde yazılan şiirde kafiye de vardır. Cümle sonlarında ünlem kullanılarak bir seslenme ve haykırış etkisi yaratılmıştır. Şiirde doğadan insana aktarmalar vardır.


Belirtmek isterim ki bu eleştiri sadece benim kendi fikirlerimi içermektedir. Asla bir akademik değerlendirme olarak görülmemelidir.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Uykusuzluk

Saat gecenin biri ve ben yine uyanığım. Çalışma odamda düşünüyorum. Durmadan yazı yazmak istiyorum. Masanın yanındaki gramafondan hafif, hüzünlü türküler çalıyorken bardağıma yavaş yavaş rakıyı koyuyordum. Benim için alkol artık su gibi ihtiyaçtı. Çünkü beynimi ancak böyle sarhoş edip yavaşlatıyordum. Aksi takdirde uyumam ne mümkün ! Şu an bir şeye karar verdim : Gece adamıyım ben. O kapkaranlık gökyüzünde ufak ufak parlayan yıldızların adamıyım. Ancak geceleri huzur buluyorum. Durmadan düşünüyorum geceleri . Sabahları sadece bir işe odaklanan beynim sanki geceleri özgürlüğünü ilan ediyor. Nasıl iş ben de anlamıyorum ama yapacak bir şey yok ! En azından düşünüyorum ya o da iyi bir şey. Boş gezenin boş kalfası değil benim beynim . Bu yüzden de biraz mutlu ve gururluydum. Dışarıdan sesler geliyordu . Tahminimce dalga sesiydi. Gecenin bu saatinde burada kimse olmazdı. Evet, tahminim doğruymuş ! Dalgaların kıyıya vurma sesiymiş. Ne güzel şey bu doğa ! Anlaması, düşünmesi ve kavraması z...

Senin İçin

Geceler,geceler,geceler... Hepsi benim için, Hepsi senin için, İkimiz için.   Yaratmış Allah'ım   Sadece bizim için. Gecenin her şeyi Gündüzdekiler kadar, Yakışır sana.   Irmağın sesi,   Ayın ışığı,   Gecenin karanlığı. Hepsi senin için ! Nasıl Ay tek başına değilse, Geceleri yıldızlar bağlıysa ona, Ben de sana bağlıyım. Sonsuza dek...   Böyle yaratmış,   Tanrım kalbimi.   Sen tahtta iken, Benim gecelerim de, Gündüzlerim de, Hepsi senin için ! Senin...   Râşid Kemal

Bir Garip Kadıköy İskelesi

Kadıköy iskelesindeki martılar gariptir biraz. Huysuz, akıllı, kurnaz, üşengeçtirler. Aşk,sevgi,mutluluk bürünen insanlarla doludur iskele. Buna rağmen hiçbir martı, İnsanlara benzemez. Aşklar bir gariptir Kadıköy iskelesinde. Ne Paristekilerine benzer ne New Yorktakilerine. Âşıklar sarılır,öper,kucaklaşır. Ayasofyaya doğru aşklarını gösterirler, İstanbul'un sevgilisine. Ayrılıklar da bir gariptir Kadıköy iskelesinde, Denizin iyot kokusu insanı ekşitir. Bir de üstüne ayrılık gelince, İnsanın acıları bütünleşir. Geceler de gündüzler de gariptir, Şu Kadıköy iskelesinde. Gündüzleri çocuk sesleri ve bağırışları, Âşıkların sarılmaları. Geceleri yıkılan insanların bağrışları ve feryatları, Yıldızlar altında sessizlik ve hüzün. Sahilde bira şişeleri ve sigara izmaritleri. İstanbul bir gariptir Kadıköy iskelesinde. Dolmabahçe,Beşiktaş,Sultanahmet... Hepsi Kadıköye özlemle bakar. Bizim yanımızda olsaydın keşke, Diye söylenirler. ...